İstatistikler ve araştırmalar, obezitenin son otuz yılda, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttığını göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından Asya, Afrika ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde yapılan ve 12 yıl süren bir araştırma, obezitenin bu araştırmanın sürdüğü zaman boyunca %10 ile %30 arasında arttığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte ABD ve İngiltere gibi ülkelerde nüfusun önemli bir kısmının obezite hastalığına sahip olduğu da bilinmektedir. Diğer yandan, yine Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, obezite hastalığı bulaşıcı hastalık ve açlıktan daha çok ölüme neden olmaktadır.

Obezite, genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak da ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Ancak son otuz yılda görülen artış, bu hastalığın büyük ölçüde yaşam alışkanlıkları sebebiyle geliştiğini göstermektedir. Teknolojik ve toplumsal gelişmeler, büyük faydalar sağlamakla birlikte obeziteye sebep olan etkenlerin bu gelişmeler ile birlikte arttığını gözlemlemek de mümkündür. Dolayısıyla, obezitenin sebeplerini incelerken, toplumsal değişim faktörünü de göz önüne almak gerekir.

Obezite Tanımı

Obezite hastalığının tanımını yapabilmek için, vücuttaki enerji dengesinden bahsetmek gerekir. Vücudun enerji üretmek için besinlerden alınan yağa ihtiyacı vardır. Ancak bu yağ, enerjiye çevrilmediğinde ve vücudun yağ tutma kapasitesinin üzerinde bir orana sahip olduğunda, aşırı kilo problemi başlar. Vücudun barındırması gereken yağ oranı ise, vücut ağırlığı boyun karesine bölünerek hesaplanır. Bu işlem sonucunda “vücut kitle indeksi” olarak bilinen değer elde edilir.

Kişinin obez olarak tanımlanabilmesi için, vücut-kitle indeksinin 40 ve üzerinde olması gerekir. Ayrıca, vücut kitle indeksi 30 ile 40 arasında olan kişiler de obezite riski altındadır. Obezite, kişinin boy ve kilo oranı ölçülerek elde edilen sonuçlara göre tanımlanır.

Beslenme Alışkanlıkları

Gıda sanayinin gelişmesi, gıdalara erişimi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Ancak yapılan araştırmalar, bu gelişmelerin obezitenin en büyük sebeplerinden biri olduğunu göstermektedir. Enerji  yoğunluğu yüksek, yağ ve şeker oranı olması gerekenden fazla, işlenmiş besinler obeziteye sebep olmaktadır. Günümüzde gıda endüstrisi tarafından üretilen besinlerin büyük bir kısmının obeziteye sebep olduğu bilinmektedir.

Glisemik İndeks Nedir ve Neden Önemlidir?

Karbonhidrat içeren her gıda, kan şekerine doğrudan etki eder. Bu etki yüksek ya da düşük olabilir. Etki oranı ise glisemik indeks olarak adlandırılır. Tüketilen besinlerin glisemik indeks değerleri, kilo kontrolü açısından son derece önemlidir. 55 ve altında GI değeri olan besinler düşük değerli olarak tanımlanır. 56-69 orta, 70 ve üzeri GI ise yüksek olarak kabul edilmektedir. Kilo alımından korunmak için, glisemik indeksi düşük gıdaların tüketilmesi gerekir.

İstatistikler ABD, Türkiye, Bosna-Hersek gibi tahıl ürünlerinin ve işlenmiş gıdaların tüketiminin yüksek olduğu ülkelerde obezite oranlarının yüksek olduğunu göstermektedir. Bunun en büyük sebeplerinden biri, söz konusu gıdalarda glisemik indeksin yüksek olmasıdır. Örnek vermek gerekirse, basit bir hamburger menüsünde bulunan ekmeğin GI değeri 70 iken, patates kızartmasının değeri 75 seviyesindedir. Dolayısıyla, menü tüketildiğinde vücudun tek öğünde alması gereken karbonhidrat seviyesinin üzerine çıkılmış olmaktadır. Doğal olarak, bu menüden alınan aşırı karbonhidratlar yağa dönüşecektir.

Glisemik indeks, besinlerin değerini belirleyen tek öge değildir. Ancak GI değeri yüksek gıdaların tüketimi hem diyabet hem de obezite problemine yol açabilmektedir.

Beslenmede Nelere Dikkat Edilmelidir?

Belirtildiği gibi, yağ depolamanın temel işlevi, vücut için enerji üretmektir. Vücuttaki yağ enerjiye dönüşmediğinde, başta bel ve karın bölgesi olmak üzere depolanmaya başlar. Aşırı kilolar ise vücudun işleyişi için gerekli olan hormonların emilimini azaltır. Fast-food tarzı yiyecekler, paketlenmiş ürünler, tahıl ürünleri ve alkollü içecekler ise vücutta basit hareketlerle yakılamayacak kiloların birikmesine sebep olur. Bu ürünler, vücut tarafından kullanılamadığı için hızlı bir biçimde yağa dönüşür ve başta bel bölgesi olmak üzere birikime sebep olur.

Obeziteye yakalanmamak için, yukarıda bahsedilen besinlerden uzak durmak gerekir. Et, balık, süt gibi hayvansal gıdalar, sağlıklı bir biçimde fermante edilmiş süt ürünler, sebzeler ve meyvelerden oluşan bir beslenme rejimiyle, obeziteden korunmak mümkündür.

Hareketsizlik

Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Avrupa Bölge Ofisi, Avrupa bölgesinde yetişkin nüfusunun %80’inin aşırı kilolu olduğunu veya aşırı kilo riskine sahip olduğunu belirtmiştir. Çocuklarda ise bu oran %20 civarındadır. Diğer yandan, aşırı kilolu nüfusun da üçte birinin obezite hastalığına ya da riskine sahip olduğu da tespit edilmiştir.

Beyaz yakalı olarak tabir edilen çalışma biçiminin artması ve teknolojinin gelişmesiyle obezitenin artışı arasında bir korelasyon olduğu bilinmektedir. Avrupa özelindeki istatistiklerde bu korelasyon açıkça görülebilir. Teknoloji geliştikçe, gündelik işleri yürütmek için yapılan fiziksel aktiviteler azalmıştır. Diğer yandan, gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de nüfusun önemli bir kısmını oluşturan ofis çalışanlarının, fiziksel aktivitelerinin oldukça düşük olduğu, egzersizlere zaman bulamadığı ve çalışma saatlerine bağlı olarak fast-food tarzı yiyecekleri tükettikleri bilinmektedir. Bu durumda kilo alımını doğal olarak arttırmaktadır.

Egzersizin Önemi

Egzersiz, obezite tedavisinin önemli bir parçasıdır. Vücuttaki aşırı yağlardan kurtulmak için, yağ birikimine sebep olan etkenleri kontrol altına almak gerekir. Bu sürecin başında da yağları enerjiye dönüştürmek gelmektedir. Vücudun sağlıklı olabilmesi, hormonal salınımın doğru bir biçimde gerçekleşebilmesi için egzersiz sıklığı önemlidir. Düzenli hareket ederek ve egzersiz yaparak, obeziteyi önlemek mümkündür. Ancak egzersizlerin sağlıklı beslenmeyle desteklenmesi gerekir.

Psikolojik Faktörler

Depresyona ve diğer bağlı olarak çıkan yeme-içme bozukluğu, obezitenin en sık görülen sebepleri arasındadır.  Depresyon ve anksiyeteye bağlı hormon dengesizliği, obeziteye sebep olan etkenleri tetikleyebilmektedir. Ayrıca, bu rahatsızlıkların obeziteye bağlı olarak ortaya çıkabildiği de bilinmektedir. Bu yüzden, terapi süreci obezite tedavisinin önemli bir parçasıdır. Bu terapi süreçleri çoğu zaman ameliyattan sonra da sürdürülmektedir.