Royal College Kadın Hastalıkları ve Doğum Akademisi’nin, 15 Ekim 2015 tarihinde yayımlanan bir raporuna göre; obezite cerrahisi doğurganlık ve üreme ile ilgili sonuçları iyileştirmekte. Ancak uzmanlar elde edilecek fayda karşılığında, her tip cerrahi için, olası risklerin dikkatli bir şekilde tartılmasını ve her ameliyatın sonuçlarının aynı olmadığının da unutulmaması gerektiğini belirtiyor.

Royal College Kadın Hastalıkları ve Doğum Akademisi’nin, 15 Ekim 2015 tarihinde yayımlanan bir raporuna göre; obezite cerrahisi doğurganlık ve üreme ile ilgili sonuçları iyileştirmekte. Ancak uzmanlar elde edilecek fayda karşılığında, her tip cerrahi için, olası risklerin dikkatli bir şekilde tartılmasını ve her ameliyatın sonuçlarının aynı olmadığının da unutulmaması gerektiğini belirtiyor.

Akademinin Bilimsel Danışma Kurulu tarafından yapılan incelemede; obezite cerrahisi, genç erişkin çağdaki kadınlarda doğurganlık ve üreme ile ilgili bir girişim olarak ele alındı. Obezite cerrahisinin güvenlik ve etkinliği ile ilgili güncel kanıtların değerlendirildiği incelemede; ameliyatın doğurganlıkla ilgili bazı önemli verileri iyileştirdiği gözlemlendi. Obezite cerrahisi sonrası hamilelik ve doğum sürecinin, ameliyat olmamış obez annelere kıyasla daha olumlu geçtiği, hatta toplum geneli ile benzer sonuçlar elde edildiği belirtildi. Tüm bunlara ek olarak incelemede; “Obezite girişimlerinden sonra dünyaya gelen çocuklar ile ilgili uzun süreli sonuçlarda da olumlu gelişmeler görülmektedir.” şeklinde bir görüş bildirildi.

Metabolik rahatsızlıklar doğurganlığı olumsuz etkiliyor

Obezite; doğurganlık, gebelik ve doğum üzerine olumsuz sonuçları olduğu bilinen bir sağlık sorunu. Çünkü doğal yoldan hamile kalma, hamilelik süreci ve anne-bebeğin uzun süreli sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunuyor. Bu olumsuz etkilerin başında doğumsal kusurlar, hamilelik ile ilgili sorunlar, ileri dönemlerde metabolik hastalıkların gelişme riski ve gebelerde artmış düşük yapma oranları sayılıyor.

Özellikle obezitenin metabolik etkileri, doğurganlık ile ilgili ciddi sorunlara neden olabiliyor. Örneğin; sendromda görülen insülin direnci ve yumurtalıklarda çok sayıda kistin görüldüğü tabloya; Çoklu Over Kisti (Polikistik Over) Sendromu adı veriliyor. Bu hastalıkta, yumurtalıktaki hücrelerin kalitesiz olması ve rahim iç duvarında -kabul etme özelliğinin zayıf olması ile bağlantılı olarak- döllenme ve rahme tutunmanın zayıf olması, düşük oluşmasına neden olabiliyor. Bunlara ek olarak; obezite, ultrasonda yumurtalıkları görüntülemeyi ya da yumurta hücrelerini toplamak için gereken klinik girişimleri, teknik olarak imkansız hale getirebiliyor. Tüm bu nedenlerden dolayı; metabolik rahatsızlıklar doğurganlığı olumsuz etkiliyor ve hastalar, sadece kendileri için değil; gelecekte ailelerine katılacak bireyler adına da cerrahi tedaviyi tercih ediyor.

Gelecekteki çalışmalar daha detaylı yapılmalı

Obezite için cerrahi girişim düşünülürken; hastaların, doğum uzmanlarının ve cerrahların; uzun vadeli sağlık ve iyilik hali karşılığında, cerrahi girişimin risklerini de dengelemeleri gerekiyor. Bu açılardan klinisyenlerin, her girişim için anne ve bebek yönünden risk ve faydaları değerlendirmeleri gerekiyor. Bu amaçla; emilimi bozan ameliyatların, kilo kontrolü ve diyabet üzerine olan etkileri ile; demir, vitamin, mineral ve kalsiyum eksikliği yapıcı etkilerinin tartılması ve hamilelikte daha çok arzu edilen beslenme profilinin sağlanması büyük önem taşıyor.

Obez kadınlarda doğurganlığın artırılması için obezite cerrahisi net faydalar sağlayabiliyor. Ancak kurul tarafından dile getirilen en önemli endişelerden birisi; cerrahi sonrası, anne ve bebekte meydana gelen faydaların, tüm alanları kapsayıp kapsamadığı. Yapılan incelemelere göre; bebekteki bazı bulgular, cerrahi öncesindeki obezite ve metabolik sonuçlar ile karışmış durumda ve bazı veriler, cerrahi sonrasında doğan bebeklerde daha kötü sonuçlar görüldüğü izlenimini veriyor.

Açıklanan belirsizlikler nedeniyle; gelecekte gerçekleştirilecek çalışmalarda, bebeklere ait daha uzun dönemli sonuçların derinlemesine araştırılması gerekiyor. Bu kapsamda; cerrahi sonrası doğurganlık, anne ve bebekte meydana gelen iyileşmenin uzun süreli kilo kaybına bağlı olup olmadığı, farklı cerrahi tiplerinin etkinliği ve istenmeyen durumları nasıl ve ne düzeyde etkilediğinin detaylı araştırılması gerekiyor. Yine popülerliği artan, besin ve vitamin eğilimini bozma potansiyeli daha düşük ameliyatların fayda oranları ve riskleri de aynı şekilde araştırılmalı.

Cerrahi tedavi obezler için ilk seçenek olmamalı

Kurul tarafından, farklı cerrahi yaklaşımların, üreme ile ilgili sonuçları nasıl etkilediği ile ilgili “daha iyi” bir kavrayışın rehberliğinde; obezite cerrahisinin ve takip eden hamileliğin zamanlamasının, daha fazla kişiselleştirildiği bir yaklaşım da önerildi. Kurul sözcüsü olan Prof. Adam Balen: “Elimizdeki verilerle obezite cerrahisinin, obez kadınlarda doğurganlık ve üreme ile ilgili sonuçlarda çok etkili olduğunu söyleyebiliriz; ancak cerrahinin obezlerde ilk tedavi olarak önerilmemesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Dr. Balen; tüm büyük ameliyatlarda görülme riski bulunan sorunlara ek olarak, obezite cerrahisi sonrasında belirgin bir yaşam tarzı değişikliğinin de gerekli olduğunu belirtti. Ameliyat sonrası iyileşmek için ihtiyaç duyulan sürenin yanı sıra, başlangıçtaki kilo kaybı döneminin de hamile kalmayı 12-18 aya kadar geciktirebileceğini vurguladı.

Obezite cerrahisi sonrasında hamile kalan kadınların, hamilelikleri süresince bir uzman tarafından takip edilmesi gerekiyor. Besinsel desteğin yanında; kilo takibi, anne karnındaki bebeğin gelişiminin izlenmesi ve hamilelik diyabetinin takibinin yapılması gerekiyor. Bazı çalışmalarda bildirildiği üzere; yeni doğan bebeğin beklenenden küçük doğması ya da erken doğum durumunda da, bebeğin yakından takip edilmesi gerekiyor.

KAYNAK: “The Role of Bariatric Surgery in Improving Reproductive Health”
RCOG Bilimsel Etki Raporu.